29 Kasım 2018 Perşembe

ALLAH RESULÜ DÖNEMİNDE MÜMİNLER BÖYLE Mİ İDİ? BİZE NE OLDU?..! İŞTE BİZİM HİKAYEMİZ!

Allah'ın insanlığa gönderdiği dinler, tarih boyunca inananlar tarafından bozula gelmiştir! Buna karşın yüce yaradan, şirkten uzak kalmaları için, kavimlere sürekli peygamberler göndererek tevhit'teki yozlaşmanın önüne geçmeyi amaçlamıştır. Ne yazık ki, insanoğlu her dönemde haddini aşmıştır. Kimileri dini yetersiz bulup artırımlar yaparak, kimileri azaltarak! Kimisi geçmiş kültürlerini, asabiyet ve kavmiyetçiliğini, aile kavgalarının sebep ve sonuçlarını   zamanla dinselleştirmiştir!  kimileri de dinden çıkar sağlamayarak sürece bir şekilde zarar vermişlerdir!...En basit bir örnek verecek olursak; Hz Musa, kavmini kızıl denizden geçirdikten sonra kırk günlüğüne ayrılır. Döndüğünde kavminin altından yapılmış böğüren bir ineğe taptığını, öncülerinin de  “Musa da böyle istiyordu” dediğini, Kurandan okuyoruz. İnsan tabiatı böyle bir şey. Henüz 40 gün içinde tüm gerçeği bilip görmesine rağmen bu  sapma neyin göstergesidir!..? Kabe deki lat ve Uzza kimleri temsil ediyordu? Hiç düşündük mü birisi lut a.s. Diğeri Üzeyir a.s. Müşriklerin  kutsadıkları kişilerdi. Bunlar bir masal değil,  aşırı yükselttikleri insanı tapma noktasına getirmesi insanoğlunun her an sapmaya meyilli olduğunun bir göstergesi!!! İlgili ayetlerde ne olduğumuzu  bize hatırlatan mesajlardır!
  Hz. Muhammed sonrası da,  söz konusu olumsuz etkenlerin kendini göstermesiyle İslam içindeki yozlaşma  diğer dinlerin kaderine mahkum olmuştur!. Başlangıç olarak zorba ve adaletsiz yönetimler, muhaliflerini sindirmek ve gözden düşürmek, hükümranlıklarını sürdürebilmek için toplumdaki huzuru adaleti, sosyal ilişkileri alt üst etmişlerdir! Allah’ın kitabının toplum tarafından yeterince anlaşılması için caba göstermek şöyle dursun,  geriye dönük bir takım rivayetler uydurarak haklılıklarını topluma kabul ettirme yöntemini kullanmışlardır. İç ve dış çatışmalar neticesi Kuran’ı anlayan insanların bir bir ölmesi, yaşayanların ise yönetimden uzak durması,  bu zihniyetin ekmeğine yağ sürmüştür! İslam’ı yeni kabul etmiş  geniş halk kitlelerin, dinini Kuran’dan öğrenme imkanı neredeyse kalmamış olduğu bir ortam! İnsanların dini anlama ve yaşama konusundaki beklentisine cevap verecek yeterli  altyapı da yok!! Karmaşa döneminde ise, Müslüman toplumun din adına bildikleri Allah resulünden beri nesiller arası yaşanarak gelen ibadetlerden anladıkları kadardır! Mana ve maksadını yeterince anlamadan yapılan ibadetler ise zamanla ritüele dönüşmüş, (https://hakikatlar.blogspot.com/2018/12/ici-bosaltilan-ibadet.html) Sahabe dönemindeki derinlik maalesef kalmamıştır! Bu karmaşa içinde  din adına yaşananlar!!!
Yönetimin hile, haksızlık ve zulümle  gasp edilerek, halifeliğin saltanata dönüştürülmesi neticesinde iktidar  ve muhalefetin düşmanlıklarının hat safhaya ulaştığı muhalefetin yok edilmesi için bütün imkanların seferber edildiği bir ortam!!! Bu gurupların arkalarına yandaş bulmak adına,  Kuran’ı ve Allah resulünü kendi lehlerine konuşturmaları neticesindeki uydurmaların daha sonraki nesillere din olarak yansıdığı bir zaman dilimi !!  Bunlar nasıl olmuş, tevhit inancı nasıl bozulmuş  bir bakalım!
Kuran anlaşılmaz ilan edilmiş, yetersiz görülen dinin içi gelenek, kültür ve siyasi kavgaların argümanları  ile doldurulmuş bölük pörçük olmuş islam toplumları!!! http://kurannediyorbizneanlyoruz.blogspot.com/2018/10/blog-post_75.html
 Muhalif  durumda olup kendilerini şia olarak tanıtan gruplara göre; Kuran’ı ancak temiz olanlar anlar ve açıklarlar! Onlar kim? Ehlibeyt!. Onlar da resuller gibi masumdurlar! Vasıtasız vahiy alırlar! Ölecekleri vakti  kendileri tayin ederler!  İmamete inanmak imanın bir esasıdır! Dolayısı ile ehli beytin her söylediği söz, peygamber sözü gibidir!  Kuran’ın anlamıdır!. Takiye dinin bir esasıdır! Müslüman olmak ve kalabilmek için bu esasların kabulü şarttır!!! Zeydiler hariç, Şiilerin inanç temelleri belirli bir süreçte bu esasa dayandırılmış, zaman geçtikçe  Sünnilerle farklılaşma yönünde içi doldurulmaya devam edilmiştir! (http://ehlibeytinsahabeyebakisi.blogspot.com/2011/10/sahabe-kimlere-denir.html) http://ehlibeytinsahabeyebakisi.blogspot.com/2011/12/i_3986.html
İktidarın zaten din diye bir derdi yoktur!. Bütün derdi saltanatını devam ettirmek, ganimetini artırmak, taraftarların çoğaltmaktır! Bunun içinde dinin onların lehine konuşturulması yeterli. Bunun içinde ne gerekse yapılmakta!
İktidar ile muhalefet arasında kalan geniş halk kitleleri, muhaliflerin dinde olmayan bir takım şeyleri itikat konusu yapmasına  karşı  mesafeli durarak, her ne kadar iktidarın zulmünü desteklemiyorsa da, karşı bir mücadele içinde de olmamış,  tabiri caiz ise kabuklarına  çekilmişlerdir!. Bir kısmı da daha iyi Müslüman olmak adına,  toplum içine yayılmaya başlayan züht hayatına yönlenerek her şeyden elini ayağını çekmişlerdir!
İktidar ve muhalefet kendi iddialarının altını doldurmak adına Allah resulü adın söz uydurma yarışına girdiklerini  Emevi döneminde başlayan bu faaliyetin Abbasî döneminde zirveye ulaştığını  görüyoruz!
Büyük kopuşun alt yapısını oluşturan bu iddiaların altının  doldurulması için iki tarafta da  hadis borsası oluştu!.  Bu oluşumların bir tarafında  ehlibeyt,  diğer tarafta da  peygamber adına hadis uydurma faaliyetleri  başlar! Bu o kadar meşrulaşır ve önemsenir ki, hadis uyduranlar bununla cennete bile gideceğine inanmaya başlarlar!.  Her iki tarafta da dinde olmayan bir sürü hurafe ve yalanları hem peygambere hem de ehlibeyte söyletmişlerdir. Bunlarla kalsalar ya! Bu yalanları kullanabilecekleri ayetlerin altına koyarak Kuran’ı da bu sürece  ortak etmişlerdir! Bugün ayet anlamlarına bakıyorsunuz, aynı ayet şiilere farklı Sünnilere farklı bir şey söylüyor!!. Allah'ta tezat olur mu!!? Haşa!!! Hadis uydurmalarını nerden anlıyoruz denirse; Hz. Ebu Bekir sahabenin yaşadığı dönemde bütün valilere genelge göndererek hadisleri toplatır. Toplam 500 hadis çıkar. Bu kadarın içinde bile çelişkiler görünce Allah resulü bize Kuran’dan başka emanet bırakmadı diyerek onları yok ettiriyor. Bütün sahabenin hayatta olduğu bir dönemde beş yüz  olan hadis sayısının milyonlara ulaştığını görerek anlıyoruz. (https://butunyonleriylehadis.blogspot.com/
Sürecin devamında, insani yorumlar, iyi niyetle, belirli zamanların sorunu çözme konusundaki fıkıh hükümleri, içtihatlar, farklı kavimlerden gelen kültürler, dinde olmayan binlerce şey dinden sayılırken,  Kuran’ın  hüküm  belirlemede adı olsa da,   etkisiz yetkisiz  sevgi ve saygı boyutunda duvarlara asılı bırakılmıştır!  Kitabı anlamayı değil de okumayı amel edinenler, ne hikmetse Allah resulünden yaklaşık iki yüz elli üç yüz yıl sonra metin tenkidi yapılmadan toplanarak  Kuran’a, ahlaka, akla  ve kendi kendisi  ile çelişen doğru ve yanlışın iç içe geçtiği  rivayetler  yığınını  anlaşılır ilan ederek, Kitabın yerine oturtmuşlardır!. Tabiri caiz ise  tevhit ameliyat edilerek reforma tabii tutulmuştur. İslam kılıfı ile İslami ritüellerinde içinde olduğu nerdeyse yeni bir din ortaya konmuştur! Daha sonraki nesiller bu tezgahı fark etmeden  söz konusu rivayetlerin bir çoğunu ne yazık ki, Kuran'ın anlamı zannı ile din haline getirmişlerdir. Çelişkili rivayetler; günümüzde bir kısım Müslümanların tüm hadisleri reddetmesine, bir kısmının dinden uzaklaşmasına bir kısmının  ateist ve deist olmasına neden  olurken, diğerlerini de geçmişte  gruplara mezheplere, meşreplere, daha sonrada tarikatlara bölünerek parça parça olmasına neden olmuştur!. Farklı rivayetleri benimseyen her bir grup, kendilerini hak diğerlerini batıl görmesi yüzünden, kardeş olmaları gereken müminler bir birini kafir ilan etmeye başlamışlardır. Bugün her bir grup kendilerinin hak olduğunu ayetlere ve hadislere dayandırabilmekte, Kuran ve hadis herkese farklı şeyler söyleyebilmektedir! Bu ihaneti zamanında görüp, Müslümanları Kuran'a ve nebevi sünnete çağıran Hasan Basri, İmamı Azam, İmamı Zeyd, Akif, Ali Şeriatı, Ahmet El Katip  ve sonraki alimlerimiz ya cezalandırılmış yada itibarları yerle bir edilmiştir. Süniiler şia olmakla, şii olanda Sünnici olmakla suçlanmıştır! Rahatlarını bozmak istemeyenler, gelebilecek tepkileri göze alamayan korkaklar, hakikati gördüğünde kafalarındaki dinin bozulacağı endişesi içinde olanlar, ya susmaktalar! Yada çıkarlarına dokunduğu için bu gerçeği söyleyen herkese bütün çirkinliği ile saldırabilmekte!...
İslam toplumunun bir dört yüz küsur yıl dan beri içinde bulunduğu bu ortam  bir senaryo değildir. Bu kadar bölünmenin, çirkinleşmenin, ahlaksızlaşmanın kaynağı nedir! Kuranı ve nebevi sünneti anlamaması, anlayamaması!! https://sunnetnedirnedegildir.blogspot.com/
 Mekruh saydığı bir eylemden kaçmak için onlarca haramın işlendiği, kendine göre sünnet, mubah, müsteap saydığı bir eylemi yapmak için yüzlerce farzın yok edildiği dindar toplum!!!
Gelinen nokta!...
İslam toplumları aklını kullanmayıp hurafe bataklığına saplanması yüzünden, bilimsel,  teknolojik, sosyal ve ekonomik gelişmelere ayak uyduramamış, topraklarını kaybetmiş birçoğu batılıların sömürgesi olmaya mahkum olmuşlardır!  Kaynaklarını akıllıca kullanmamış emperyalist ülkelere peşkeş çekmişlerdir.!   Bu  kadar aymazlığı, gerilemeyi kimileri batılıların oyununa, kimileri Müslümanların tembelliğine, kimileri de Kuran’ dışı uydurulmuş dinin insanlardaki düşünme akıl etme yetisinin yok edilmesine bağlamıştır.!
Neticede, günümüz Müslümanları tarihte hiç olmadığı kadar fakir, ezilmiş, aşağılanmış, zelil ve tefrikalara bölünmüş haldedir.  Karnı toklar acın haline ortak olmamakla birlikte, aşağılık bir hayat sürmektedirler. Açlık ve yokluk içinde olanlar eğitimden yoksun kaldıklarından kötülük üretenlerin etkisinde her yeni gün farklı amaçlara yönelik kullanılmaktadırlar! Kısaca Müslümanlar bir birine düşürülmüş,  bir birini öldürmeyi dinin bir emri hatta cihat sayma hadsizliğine düşmüş yada düşürülmüş durumdadır!  Bütün bunlar yetmiyormuş gibi kendilerine yeni tartışma, kavga ortamı oluşturmada son derece maharetli olduklarını da göstermişlerdir! Daha önce mezhepler ve tarikatlar  üzerinde yürüyen tartışma, bu seferde dinin kaynağı “Kuran mı, hadis mi”.?...Alanına kaydırılmıştır!!!!.
Bir sorun varsa ki, var! Asırlardır  saklanmaya çalışılıp bir türlü üstü kapatılamayan bir tür tevhit ve şirk' in mücadelesi artık ap açık ortaya çıkmıştır!  Mesele din üzerinde oynanan oyunların bozulup hakikate ulaşılması ise,  Maksat rızai ilahi kazanmaksa, önümüzde örneğimiz var. Bu dini güzel bir şekilde yaşandığı bir zaman dilimi var. Allah'ın resulünün övülen örnekliği ve bunların neler olduğu açıkça kitapta belirtilmiştir.
   Allah’ın dininin aslına dönme konusunda atılacak her adımda,  kavga etmeden, bağırıp çağırmadan, tartışmaların ön yargısız bir şekilde sürdürülmesi, tevhidin, adaletin, aklın, şefkatin, özgürlüğün, mübaşire nin öncülüğünde Müslümanların fabrika ayarlarına dönmesi yönünde bir cabaya güzel bir katkı sağlamak varken...!
Kendimiz gibi düşünmeyenlere karşı bu çirkinlik, ötekileştirme,  iftira, şahsiyetlerini yok etmek...!  Bütün bunları kimin için, kim adına, neden yaparız? Hem de din Allah'ın, kavga niye bizim! Üstelik O böyle bir kavga istemezken! Bu çirkinlikten bir Allah rızası çıkar mı!..? Çıkmayacaksa insan kaybedeceği şeyin kavgasını yapar mı?


Yukarıda geçen konuların detaylarına girmek isteyenler  aşağıda verilen adreslerde bulabilirler

DİN KAYGISI OLAN İNSANLAR, BU GERÇEĞİ NE ZAMAN GÖRECEKLER?!!



MAKSAT DİN KAYGISI VE HAKİKATLERİN ORTAYA ÇIKARTILMASI İSE; insanların bu amaçla  düşüncelerini  ifade etmesi ve yazmasının  sansüre tabi tutulması asla kabul edilemez.! O Allah ki… bir başkasının etkisi ve zoru ile yapılan ibadetlere itibar etmeyeceğini bildirmiş,  her hangi bir  etki ve baskı ile kulun irade, fiilleri ve ifadesine, dokunulmasını istemeyip özgür bırakmışken,  bir kulun ya da bir zümrenin  kendi doğrusu istikametinde olmayanları bir şekilde susturulmaya çalışması, susturulması için her türlü kişiliğin yok edilmesi, zulüm iftira, hakaret etmesi yada bu yönde gayret göstermesi ne insanidir ne de İslamidir.  Zaten insani olmayan hiçbir şeyde İslami değildir.  Bunu niye söyledim?! Elektronik ortamda yayın yapan Aylık bir dergiden yazı yazmam için teklif geldi. Birkaç tane suya sabuna değmeyecek türdeki yazılarımı yayınladılar. Ancak, Kuran’ın ve nebevi sünnetin nasıl yok edilmeye çalışılıp yerine Arap örfünün, yalanın dolanın nasıl din sayılmaya çalışıldığını ifade eden başka bir yazımı yayınlamadılar. Daha sonra benim ismimin geçtiği önceki yazılarımı bile kazıdıklarını gördüm! Bunlar sofi, sözüm ona dindar insanlardı!!!
Din algısı ile, İslam toplumu içine yerleştirilmiş urları,  şirk unsurlarını temizlemeye yönelik bir çalışmanın ifadeleri olarak yapılan çalışmaların,  geleneği din edinmiş insanlara ters gelmesi gayet doğaldır!. Nedenine gelince;  yaklaşık 40 yıl geleneği din diye okudum ve yaşamaya çalıştım! İçini; dini hikaye, masal, destan fıkıh ve vaaz kitaplarından oluşan din algısı ile doldurduğum Yüce Kitabıma olan ihanetimi fark etmem çok uzun sürdü! Dinlediğim ve okuduğum kitaplardaki şirk unsurları, çelişkiler, uydurma savsatalar kafama takıldıkça, bunlar benim anlayamayacağım, fakat içinde hikmet barındıran hususlar zannı ile yıllarca kendimi avuttum! avutturuldum! Oysa, Allah bize anlamayacağımız bir dini gönderir mi idi!..?   Din büyüklerimizce okumamız yasaklanmış sıra dışı kitaplara meraktan bakmam sonucu içime sinmeyen konuların çok daha fazlasının olduğunu fark ettim. Aklımı kaybedecektim!! Zaman zaman bu arızaları dile getirmem neticesi bizlere söylenen söz, “Tarih boyunca o kadar büyük alimler, evliyalar gelmiş geçmiş onların sorun görmediği şeylerin, bir kısım reformistlerce dillendirilmesine itibar edilmez!” Propagandaları ile ipnotizma edilip uyutulduğumuzu acı ile ifade ediyorum!!! Bu süreç hep böyle sürdürüldü!!! Aynı sözlerle uyutma eylemleri ne yazık ki devam ediyor!
 Kuran’ın  anlam ve maksadı ile tanışmamın ardından  tüm inançlarımı  vahiy ışığında  akıl süzgeci ile sorgulama ve test etme ihtiyacı ile karşı karşıya kaldım. Araştırmaya  baştan başladım. Geçmişte ne oldu? Dine neler ilave edilip  çıkartıldı.? Bunlar hangi maksatla, kimler vasıtası ile yapıldı.! Gördüğüm manzara dehşet verici idi! Yalanın talanın, rüşvetin, suiistimalin, şirkin başlangıcı yeni değildi! Aslında bütün bunlar zaten baştan beri yazılıp çizilmişti. Sadece bizlerin görmememiz istenmiş!. Yanlışa yönlen dirilmiştik!    Yeni olan, onların varislerinin onlardan daha acımasız çamur  olduğu idi!!!
Hakikat şu değil  de ya ne!!?; Her insan imtihana tabii olduğuna göre sorumluluk sahibidir. Hayatı boyunca doğruyu da yanlışı da yapabilir. Yanılabilir!.. Resuller bile sadece kendi görev kapsamı içinde korunmuşken, kimsenin masum olmayacağını, uçtu kaçtıların insandan kurtarıcıların yalan olduğunu anlamak zor mu?!.  Nitekim bu gün geriye dönüp baktığımızda büyük alim saydığımız kişilerin nerdeyse tamamına yakını önceden doğru bildiği bilgilerinin zamanla yanlışlığını görüp yanlışlarından bir şekilde  kurtulmanın yollarını bulmaya çalıştığını görüyoruz. Bunların en bariz örnekleri İmam Şafi ve Ahmet Bin  Hanbel’ dir. Bu kişilerin  sonradan caydıkları görüşleri ile yeni görüşleri arasındaki çelişkileri görmezden gelip, her ikisini de doğru kabul ederek buna teviller üreten anlayışlara, hikmet gözü ile bakmamız, daha sonradan da cayabilecekleri  görüşlerini  Kuran ayarında görmemiz, ne hüsran ve ne büyük bir tezattır. Bunlar insandır yahu!! Allah’ın ortakları yada danışmanları değil!!!! Önceden yanlış yapmışlarsa yine yapmayacaklarının garantisini kim vereilir?!!
İslam; kul olan insanlar tarafından oluşturulan paket  programlarla ifade edilemez!. Bu güne kadar çeşitli ekoller kendi kültür ve yaşam türlerine göre itikat anlayışlarını bir paket haline getirip taraftarlarına din diye sunmuşlardır!. Bir biri  ve  kuran ile uyuşmayan  bu programlar sayesinde Müslümanlar kutuplaşmış,  tefrikaya düşmüş, bir birlerini katleder hale gelmişlerdir.  Allah ı bırakıp, evliya, büyük alim, gavs, kutup,  Allah dostu, gibi kutsallar üretip onları masum ve her şeyi doğru anlıyor, kılarak tapınma noktasına getiren arızalı anlayışlar,  Müslümanları bu körlüğü getirmiş durumdadır. Eğer kutsanan kişilerin söyledikleri doğru  olsaydı!  inançta bu kadar tefrika çelişki olmaz, bunlar bir birlerini küfürle itham etmez, insanları kendilerine değil Allah’a Kuran’a çağırırlar, toplumda cemaat kardeşliği değil din kardeşliği hakim olurdu!!!!  Allah’ın doğruları ile bunların paket  içindeki doğrular büyük oranda bir birleri ile örtüşmediği gibi,  saygı duyduğumuz  alimlerin hiç birinin görüşleri bir diğeri ile bire bir aynı değildir. mezhepler arası  icma adı ile oluşturulan ifade  tamamen yalandır. Zira birin haram dediğine diğeri helal diyebilmişlerdir.  Siyasi ve aile  kavgalarının ırkçılığın, farklı kültürlerin gücü ele geçirmek sevdası ile savaştığı bir dönemde,  belli zamanlar için şartlardan dolayı  belki  iyi niyet çerçevesinde oluşturulan paketler  amaca yönelik kullanılmayıp kurumsallaştırılmıştır! Her ekolün ileri gelenleri paketlerine  ilaveler yapmıştır! Daha sonrakiler ise, bütün uydurmalarla birlikte uydurulmuş inançları uyutmak amaçlı hap haline getirip  tabletleri bizlere yutturmuşlardır!!!
Kuran kendisi için; "Açık ve açıklayıcı, onda her şey tamam, sadece bundan sorumlu olacaksınız, başkalarına kul köle olmayasınız diye O’nu Allah size açıklamıştır. Resulün örnekliğinde İslam’ı anlayıp yaşarsanız mutlu ve sağlıklı toplum olursunuz" demesine rağmen, haşa Allah ı  yalan çıkartıp bu kitap anlaşılmaz!  Anlaşılır olması içinde Allah resulü adına sözler uydurup, bu kitabı, “ Allah peygamber aracılığı ile açıklamıştır”!  iftirası ile kendi  anlayışlarını kitaba yedirenlerin,  beş yüz ayette bile kendine yeterli delil bulmayanların, falanca çökerse din çöker borazancılarının,  rivayetlerin namusunu kurtarmak için vahyin itibarını düşürmeye çalışanların, deve sidiğini doktora gitmeye yeğleyenlerin!,  gerici, bağnaz, kendinden olmayana yaşama hakkı tanımayan, fakirin fukaranı  hakkını gasp ederek ihtişamlı hayatlarını sürdürmek amaçlı kendilerine saraylar yaparak hayır yaptığını iddia eden din taciri, sömürücülerinin;  Hakikati ifade edenlere, bu yalancılara inanmayın, insandan kurtarıcı olmaz, tek yol  Kuran ve nebevi örneklik diyenlere karşı   acımasızca saldırılarının  maksadı nedir!!? Bunu hiç düşünüyor muyuz!!? Acaba dini hassasiyetlerinden dolayı mı, yoksa çirkinliklerinin üstünü kapatıp sömürüyü sürdürme amaçlı mı!!?
 Şirk unsurlarına İslam’a ilave edilen urlara karşı  tepki olarak çıkan, “Kuran Bize Yeter” sloganı ile Kuran’ı sözlük/lügat üzerinden anlamlandırıp, peygamber siz bir din tasavvur edip,  ibadetsiz, ruhsuz bir din oluşturmaya  kalkanlar yada onlara  yandaş olanlar!!! Düşünmezler mi ki?... Kuran hayat kitabıdır. Peygamber O kitabı yirmi üç yılda yaşayarak hayat haline getirmiş numunedir.  O’nun vahyin ışığındaki örnekliğini  görmeyip çıkardığınızda Kuran’ın içindeki  hayatı kiminle dolduracaksınız?!! Herkes kendi ile doldurmaya kalksa, Kuran herkese ayrı bir şey söyler duruma gelmeyecek mi? Nitekim de bu sloganı kullananların her birinin sözü diğerini tutmuyor! Maksat hak ve hakikat ise, Resul demek Kuran, Kuran demek Resul anlamına geliyorsa ki öyledir. Onları nasıl bir birinden ayırt ediyorsunuz!!? Toplum olarak bu hale düşmemizin en büyük sebebi onu insanlıktan çıkartıp melekleştirenlerdi! Ortada insan bir peygamber bırakmamışlardı!  Ya siz ne yapıyorsunuz?! O’nu hayattan siliyor yok ediyorsunuz! Birileri uçurarak yok ederken, sizler silerek yok ediyorsunuz! Bu anlayışınızla hurafecilerin Kuran’ın anlamını öğrenmeye karşı yeni setler oluşturduklarının farkın damısınız? Sizler ve onların  Farkını nasıl anlayacağız?
Bu hale  neden, niçin  düştüğümüzü akıl etmeyenler görmeyenler,  görmek istemeyenler, görüp te menfaatim elimden gidecek diye susanlar, emeksiz beleşten kolayca cenneti bulduk diyenler, ya da korktuğu için sesini çıkartamayanlar!!! Pasif  kendine iyiler  vay halimize!!! Vay halimize!!!! Bu sorumluluk  sadece saldırıya iftiraya uğrayanlara  değil hepimize!!!!



DİN VE DİNDARLIK ANLAYIŞINDAKİ KOPUŞ, SALAT İLE İLGİLİ BİLİNMEYENLER


İslam Toplumlarında Din ve dindarlık algısı asıl amacından çok sapmış bir durumdadır.
 Halen Müslümanlar ritüellere sıkıştırılmış bir din anlayışı içindedir!. Din ve  dindar denildiğinde insanların kılık, kıyafeti ile, namaz, oruç, hac ile, sakal ve sarık ile çarşaf ve başörtüleri akla getirilmektedir!  Bunlar kişilerin kendi nusuklarıdır. Nusuklar, mensekler,  menasikler insani ve kişi ve Rabbi ile arasında özel olanlardır.   Herkesin inancı ve nusukları kendinedir.  Kişinin kendi ile Rab bı arasındaki ilişkilerinde yapmış olduğu nusukları  başkasına karşı ayrışma, çatışma, kınama ve üstünlük olarak düşünmesi ve inanması  kabul edilir bir şey değildir! Kimin kimden üstün olduğunu yalnız Allah bilir.  Asıl olan davranıştır. Herkes davranışlarınızdan hesaba çekilecektir..
İnsanlar ibadetlerinde bir birine örnek olmalıdır. İbadet denilince de akla yine nusuklar gelmektedir. Oysa İbadet ;  iş ve değer üretmektir. Toplumsal sorunları, sırtlamak ve çözmektir.  Destek ve dayanışmayı ayakta tutmak, paylaşmayı yaygınlaştırmaktır. İyi ve güzel işler yapmaktır. Salih amelleri çoğaltmaktır. Hayatın her alanında eşitliği, adaleti, merhameti, barışı, insana saygıyı, canlıları sevmeyi, doğayı, yaşam alanlarını, hayvan türlerini korumayı, insanın Rabbi ile, kendi ile çevresi ile ve tüm insanlık ile barışık yaşamayı öğrenmektir.
 Ritüellere sıkıştırılmış  şekilci bir din ve dindarlık, maksattan uzak nüfuza inmeden kabukta dolaşmaktan farksızdır.  Oysa din samimiyettir. Hissetmek o hisle yaşamaktır.  insana insanlığa, hayvanata, doğaya yönelik elinden geleni yapmak bu sayılanlara iyi olmaktır.  

SALAT ile ilgili tüm bilinmeyenler!!!
Hakkında en çok konuşulan ancak gereği gibi bilinmeyen salat kavramı bilgi kirliliği ile ve hararetli tartışmaları ile sürdürülmektedir.
Ancak anladığım kadarı ile  salat kavramı  sanılanın çok daha ötesinde ve çok geniş bir anlatım ile 
kur'an'da,  açıkladığıdır.

Ana başlıkları ile salat!

Kur'an da Allahın salatı, Allahın nebisine salatı,Allah'ın müminlere salatı, meleklerin salatı, Nebinin müminlere salatı, geçmiş Nebilerin salatı, müşriklerin salatı, münafıkların salatı,tüm varlığın salatı, kuşların salatı,Musanın salatı,Şuaybin salatı,lokmanın oğluna salatı vb başlıklar altında anlatılmaktadır.

Kavram, 67 yerde müfret, 11 yerde hem müfret hem de zamire
muzaf olarak, 5 yerde de ‘salavât’ şeklinde çoğul olarak zikredilmektedir. Yine üç yerde ‘sallâ’ şeklinde mazi; 4 yerde ‘yusallî, yusallûne’ şeklinde muzari; dört yerde emir; bir yerde de nehy-i hazır kalıbında geçmektedir.
‘salât’ ise, seksenden fazla ayette zikredilmektedir ki, bu sayı oldukça dikkat çekicidir.
fail, ism-i meful kipleri, Kur’an’ın bir çok sure ve ayetinde, hem erken dönem Mekkî, hem de geç dönem Medenî ayetlerinde sıklıkla kullanılmaktadır.Yaklaşık 125 ayette ve 31 degişik formda kullanılmaktadır.

Geçmiş dönem Nebyleri ile ilgili salat ayetleri detaylıca bildirilmekte ve hatırlatılmaktadır.Kur’an’da Neby'lerle ilgili kullanılışı ilk Neby e kadar gitmekte,
bir yerde Hz. Adem, Hz. Nuh, ve Hz. İbrahim’in nebi olmaları ve zürriyetlerinden
bazılarının seçilmişliğinden söz edip ancak sonra gelenlerin ibadetleri
(salât) zayi etmelerinden (19/Meryem,59) bahsedilmektedir. Kavram bir çok
yerde de Hz. Musa’nın hayatından bahsederken geçmektedir. Örneğin Allah’ın
Hz. Musa’ya ve kavmine evlerini secdegâh (kıble) yapmaları ve ibadetlerini
(salât) ikame etmelerinin vahyettiği (10/Yunus,87) ifade edilmekte, bir yerde
Sînâ Dağı’nda ilk vahiy esnasında ‘salatı ikame et’ diye (20/Taha, 14) vahyettiği
belirtilmekte, başka bir yerde de Hz. Musa’nın ehline salatı ve zekatı emrettiği
(19/Meryem,55) vurgulanmaktadır. Kavram bir yerde de, Hz. Şuayb’in kavminin
ona yönelik itirazlarını, “atalarımızın taptığı ilahları terk etmemizi senin
salatın mı emrediyor?” diye karşılık vermelerinden (11/Hud, 87) söz ederken
zikredilmektedir. Yine mezkur kavram Hz. İbrahim’in ailesini Kâbe’nin yanına
ibadetlerini (salat) yerine getirmeleri için yerleştirmesinden ve kendisini ve
soyunu da ibadetlerini yerine getirenlerden (mukimi’s-salâti) kılması için dua
etmesinden bahsederken (14/İbrahim, 37,40) geçmekte; ayrıca başka bir ayette
Hz. İbrahim’e salâtının, yaşantısının, hayatı ve ölümünün Allah için olduğunu
söylemesi (6/Enam,162) istenmektedir. Yine kavram bir yerde de, Allah’ın Hz.
İbrahim ve Lut kavmine hayırlı işler yapmayı ve ibadetleri (salât) ikame etmelerini
vahyettiğine değinirken (21/Enbiya,73) zikredilmektedir. Hz.
Zekeriyya’nın mihrapta yaptığı ibadetten bahsederken de (3/Ali-i İmran,39)
geçen kavram, başka bir yerde de, Hz. İsa’nın beşikte konuşmasından bahisle
“Bana yaşadığım sürece salâtı ve zekatı emretti.” (19/Meryem,31) şeklinde
geçmektedir. Yine Hz. Lokman’ın oğluna tavsiyeleri sıralanırken de geçmekte
ve Lokman’ın oğluna salâtı da ikâme etmesini (31/Lokman,17) önerdiği vurgulanmaktadır.

es-salât”ın, her ne kadar şekilleri ve tarzları bir diğerinden farklılık
gösterse de, aslında tüm din ve şeriatların ayrılmaz bir parçası olduğu
gerçegidir.Bu anlamda salat şekilsel olarak bir şekle baglı olmadıgı
anacak baglanmak ve baglantıyı ayakta tutmak rab ile ilşkiyi korumak onu ayakta tutmak anlamlarında kullanıldıgı görülmektedir.
Geçmiş Nebyler kadar Müminlerin ibadet hayatından bahsedilen
yerlerde de ‘salat’ kavramına en çok eşlik eden kelime, ‘ekâme/أقــــام ‘fiilinin değişik türevleri ve onunla birlikte oluşturduğu deyimsel yapılardır. toplam 46 ayette yan yana zikredilmektedir.
Kur’an’da ‘salat’ kavramının özellikle ‘ikâme’ sözcüğü ile beraber
zikredildiğini, ‘musallîn’ sözcüğünün ise yalnızca 107/Mâûn,3. ayetinde münafıklar hakkında olumsuz anlamda kullanıldığı
Zira aynı kelime Kur’an’da 70/Mearic,22 ve
74/Müddessir,43 surelerinde geçmektedir..
Şimdi merak ettiğiniz namaz kısmı
Ana başlıklarında verildiği  gibi, Allah'ın namazı olmaz, meleklerin olmaz,nebynin müminlere namazı olmaz,müminlerin müminlere namazı olmaz,kuşların namazı olmaz, tüm canlıların namazı olmaz.
Salatla bunlarda anlatılan bildiğimiz namaz değildir....
Ancak daha öncede söylediğim gibi bağlanmak ve bağlantıyı ayakta tutmak rab ile ilişkiyi korumak onu ayakta tutmak, rab'den destek istemek  anlamlarında kullanıldığı görülmektedir. Bu anlamda geçen salat ayetleri ise namaz anlamındadır.Ancak bu gün kılınan namazdan çok uzak olduğu da açıktır. Namaz niyaz ve aczi yet ifadesidir ve kulun rabbinden aczi yetini bedensel ifadeler ile göstermesi anlamındadır. Bununda ayakta, eyilerek ve kapanarak vücut dili ile göstermesidir. Dier anlamların hepsinde destek ve dayanışmayı sağlamak, Allahın ayetlerini toplumsal hayatta ayakta tutmak ve bunu korumak anlamların dadır.
Ramazan Tevhid

SAHABENİN SÜNNETİ ANLAMA KONUSUNDAKİ ANLAYIŞLARI


 Vahiy katipleri vardır. Fakat Hadis katipleri yoktur!
"Örnek alışlarıyla örnek olan sahabe, Nebevi Sünnete yönelik iki paralel tavır geliştirmiştir. Bunlardan birine “Bekrî”, diğerine “Ömerî” tavır diyebiliriz.
Bekrî tavır Peygamber’in örnek şahsiyetini, yüce ahlakını her şeyden önde tutar ve referans alırken
Ömerî tavır Kur’an’ı esas, menba ve melce’ olarak önceler, nebevi sünneti ise vahyin ışığında okur.
Bekri tavırda his ve heyecan hakimken, Ömerî tavırda akıl ve hikmet öne çıkar.
Birincisi tikel örneklikleri, lafzı ve formu önemserken
ikincisi tümel örnekliği, mana ve makâsıdı hedefler.
  İslam tarihi boyunca bu iki ekol sürdü, bundan böyle de sürecektir. Hz. Peygamber’in şahsına bağlılık İslam irfanının yolu oldu. Hz. Kur’an’ın ilkelerine bağlılık ise nispeten mahzun kaldı.
Hz. Kur’an bu ikinci yolu destekliyordu. Nebi’nin beşerliğini vurgulaması, onu şâri değil müteşerri olarak tanıtması, onun sözün önüne geçmemesini ihtar etmesi, onu uyarması ve azarlaması. Sünneti, Nebi’ye nisbetle bir kez bile kullanmaması, bunun delillerindendi.
Kur’an gibi Hz. Peygamber de Ömer’in yolunu destekliyordu. “vahiy kâtipleri” var fakat “hadis katipleri” yoktu. Nebi’nin, 
 ALINTI

Hadis nedir ve ‘hadis’e nasıl yaklaşılmalıdır?


"Sözcüklerin fiillerden türediğini varsayan ekole göre hadis terimi “daha önce olmayıp sonradan meydana geldi” anlamına gelen hadese kök fiilinden gelir. Sözcüklerin mastarlardan türediğini varsayan ekole göre, “eski olmayıp yeni ve orijinal olan şey” anlamına gelir.(1)
✅Bu sözcük kavramlaştıktan sonra genellikle “Hz. Peygamber’in ağzından çıkan söz” anlamına alınmıştır. Hadis terimini, lafız, kavil, kelâm gibi anlam alanına giren diğer sözcüklerden ayıran taraf, onun özgün, amaçlı ve orijinal bir söz oluşudur. Bu sözün hadis sayılabilmesi için peygamberlik misyonuyla doğrudan ilişkili olması gerekir. Yani Hz. Peygamber o sözü, dinî bir beyan olması amacıyla sarf etmelidir.
✅Sünnetin başına gelen hadisin de başına gelmiş ve Hz. Peygamber’in ağzından çıkan her söz misyonuyla ilgili addedilerek “hadis” adı altında tasnife tabi tutulmuştur. Fakat bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz nokta, hadisin sünnetle ayrıştırılması güç bir biçimde karıştırılarak, sünnetin hadis, hadisin sünnet sanılmasına, dahası artık ikisi arasındaki ayrımın yok olmasına yol açılmasıdır. Bunun sonucunda hadise sünnet muamelesi yapılmış, bunu fark eden art niyetli kimi çevreler ve kişiler ise, hadis üretim merkezi gibi çalışarak, dinin temiz kaynağına onda olmayan birçok unsuru sokma imkânı bulmuşlardır.
✅Oysaki hadisle sünneti ayırma işi, ilk dönemlerde üzerinde hassasiyetle durulan bir konuydu. Mesela, sahabeden Munakka’ b. Husayn şöyle der: “Kur’an ile örtüşen, sünnet uygun olan hadislerden başka hiç hadis rivayet etmedim. Çünkü Peygamber adına daha hayatında yalan isnat ediliyordum u. Ölümünden sonra neler yapılmaz ki?”(2)  Bu sahabi “sünnete uygun olan” hadislerin varlığından söz ettiğine göre, “sünnete uygun olmayan” hadislerin var olduğunu da kabul etmek gerekecektir. İşte yüzlercesi, belki binlercesinden biri: “Rasulullah şartlı satışı yasakladı.” Bu ünlü bir hadis. Oysa Cabir b. Abdullah’ın rivayetinde bu hadise aykırı şöyle bir uygulamanın var olduğunu öğreniyoruz: “Rasulullah bir sefer esnasında benden bir deve satın aldı, benim ona Medine’ye kadar binme şartımı kabul etti.”(3)  Bizim için bu ikisini telif etmek zor değildir. Rasulullah yasaklamayı farklı bir bağlamda, bu izni ise yine farklı bir olayda vermiş olabilir.
✅Sahabe kimi durumlarda Hz. Peygamber’in sözüne tabi olmamışken, aynı konuda ortaya koyduğu fiiline uymuştur. Hudeybiye’de yaşanan, bunun tipik bir örneğidir. Hudeybiye’de sahabe Rasulullah emir verdiği hâlde ihramdan çıkmamış ve kurban kesmemiş, fakat kendisi bunları yapınca onun ameline uymuşlardır.(4)
✅İçerisinde “sünnet” barındırmayan “hadis”in rivayetine İmam Malik de karşıdır. O, şöyle der: “İbn Şihab’tan çok hadis işittim. Onlardan hiçbirini rivayet etmedim, rivayet etmem de!” el Fervi der ki: “Niçin, diye sordum, o da “Amelî bir değeri olmadığı için”العمل عليها ليس dedi.”(5) İmam Malik öldüğü zaman, geride bıraktıkları arasında, hayatında asla rivayet etmediği pek çok hadis bulunmuştur. Kendisine “Bu hadisi senden başka bilen yok” denildiği zaman onu terk ederdi.(6)
✅İbn Abdilberr şöyle der: “Hz. Ömer, bir hüküm barındırmayan ve bir sünnet ifade etmeyen hadislerin nakledilmesini yasaklamıştı.”(7)
✅Seçkin sahabe, sünnetle hadisi birbirine karıştırmadığı gibi, Hz. Peygamber’in hadislerine illetini ve amacını gözardı ederek yaklaşmamıştır. İşte bir örnek: Hz. Peygamber sahibi bilinemeyen buluntu develerin alınıp satılmasıyla ilgili bir soruya, onun alınmaması, zira kendisini koruyabileceği ve sahibinin gelip onu bulabileceği şeklinde haber vermiş tir.(8) Sahabe bu hükme uymuştur. Ancak Hz. Osman, ahlaki bozulma sebebiyle, buluntu develerin alınıp satılmasını ve sahibi adına paraların alıkonulmasını emretmiştir. Hz. Ali ise değerin malın yerini tutamayacağından hareketle, develerin alınıp harcamalarının devlet hazinesinden yapılmasını emretmiştir.(9)
✅Bu örnekteki her üç uygulamanın bir tek amacı vardır: Malı sahibine ulaştırmak. Burada esas olan amacın gerçekleşmesidir. Sünnet olan amaçtır, araç değil. Bu gerçek göz ardı edilince, sünnet ve hadis gidiyor, yerini sünnetçilik ve hadisçilik adını vereceğimiz bir “ideoloji” alıyordu.
✅Eğer doğruysa, İbn Abdilberr’in verdiği şu örneği, bu yönelişin başlangıcı sayabiliriz: “Hz. Peygamber namazı seferde kısalttığı için, İbn Ömer buna muhalefet edip namazı tam kılanın kâfir olacağını söylemiştir.(10) Buradaki “kâfir” sözcü-
ğünü lafzi anlamına irca edip “nankör” şeklinde anlasak dahi, bu tasarruf söz konusu yönelişin mahzurlarını yok etmeye yetmiyor. Sünnet ideolojisi, daha ileri boyutlara da varıyor; tıpkı şu örnekte olduğu gibi: Muhammed b. Mukatil’in “Şayet bir belde halkı sivakı (diş misvaklamayı) terk etme konusunda ittifak etse, kâfirlerle savaştığımız gibi onlarla da savaşırız.” dediği nakledilir.(11)
✅Usul âlimleri, yazdıkları fıkıh usulü kitaplarında sünnetle hadisi ayrı ayrı ele almışlar, bu ayrımın dayandığı ilkeleri ise ayrıntılı bir biçimde açıklamışlardır.(12)"
▶️Dipnotlar:
(1) İbn Faris, Mekayis, Firuzâbâdî, Kamus, ilgili md.
(2) İbn Hacer, el-Isabe (2. Ks), 6/225.
(3) Buhari, Şurut 4, Müslim, Müsafirin, 72.
(4) Bu olayı, söz konusu teorik tartışmaya örnek vermeye dahi gönlümüz razı
değil. Çünkü bireysel ve toplumsal tüm davranışlar sınırsız neden, illet ve
amaçlara dayalı olarak gerçekleşebilir. Şu hâlde onları kodlamanın yanlış
sonuçlara götürebileceğini düşünmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
(5) Şatıbi, el-Muvafakat, 4/170
(6) Şatıbi, Ay.
(7) Camiu Beyani’l-İlm, 2/121.
(8) Buhari, İlim 28, Lukata 1-4, 9-11
(9) İbn Hazm, el-Muhalla, 8/271.
(10) İbn Abdilberr, Camiu Beyani’l-ilm, 2/195.
(11) el-Leknevi, Tuhfetu’l-Ahyar, s. 186.
(12) Bir örnek olarak bkz. İbn Hazm, el-İhkâm, I/154 vd."


ALINTI

İSLAMDA "NAMAZ YOK MUŞ!"


Yeni öğrendik!;

"İslam da namaz yokmuş!" 
"İslam da oruç yok muş!"
"İslam da hac yok muş!"
"İslam da tesettür yok muş!"
"İslam da ritüel yok muş!"
"İslam da cihad yok muş!"

Ne var mış?;
"Kalp temizliği, iyilik, güzellik, lay lay lom!.. " var mış!..
Bunun için el ele tutuşup Tanrı'ya sevgimizi göndermek gerekiyor galiba!

Dünya dediğimiz gezegen de yaşayan tüm insanların hepsi de sevgi pıtırcığı zaten!

Onlara sevgilerimizi sunduğumuzda, pozitif enerji gönderdiğimizde hepsi birer Leyla olup semah yapmaya koyulurlar!

"Namaz kılan şu şekilciler var ya!; Bunlar gösteriş yapıyorlar! Allah onlardan böyle bir şey istemiyor! Namaz zaten Farsça bir kelime! Salât kelimesi de "destek" anlamından başka bir anlama gelmiyor! Allah'a iyi niyetimizi sunarak, göğe doğru dönüp enerjimizi göndererek desteğimizi bildirdiğimizde salâtımızı (desteğimizi) sunmuş oluruz! Çünkü şekilcilik Allah'ı "aldatmak" olur!"

"Şu oruç tutanlar!; Beyhude aç kalıyorlar! Zira Allah kulunu o kadar çok seviyor ki, onların aç kalmasını asla istemez!
Oruç dediğin nefsin kötü arzularını yenmek ve nefisle mücadeledir! Aslında eline diline beline sahip olamayanlar, otuz gün aç kalan şekilcilerden çıkar ekseri!.."

"Hac'ca gidenler keza!; Asıl kâbe'nin kalp olduğunu bilmeyen yobazlardır! Kalbi temiz birinin etrafında tur atmak Arabın memeleketine gitmekten daha fazla ışığa ve aydınlığa sebep olur! Zira Kâbeye sığacağını söylemeyen Allah, bir kalbe sığacağını beyan etmiştir!"

"Tesettür de ne?!; Allah yarattığı bedeni gizlememizi emeredecekdiyse, neden "giyinik yaratmadı?" Arap örfünün kaidelerini bize din diye dayatanların işgüzarlığı! Bakın medeni Avrupa'ya!; bir tane sapık var mı? Sapıklar hep müslümanlardan çıkıyor! Zira yeterince kadın bedeni görmekten mahrum kalan müslüman erkekler, bedeni açıkda olan kadınlara saldırıyorlar! Bedeni örtmek gibi bir emri yok Allah'ın!"

"İslam da cihad da yok! Yeryüzünde olan tüm çirkinlikleri, tüm zulümleri, tüm ahlaksızlıkları, tüm adaletsizlikleri yok etmek için yapacağımız tek şey, sağa sola sırıtarak bakmak ve barış dileklerimizi sunmaktır!

Mesela Afganistanı yakmaya gelen, Irak'ı yıkmaya gelen, Filistinde bebekleri katleden, müslümanların boynuna Felluce de  zincir takıp köpek gibi dolaştıran ve zafer işareti yapan Amerika'lı asker kadın görünümlü şeytanlar hep yeterince iyi niyet ve sevgi dolu barış dileklerimizi sunamadığımız, el ele tutuşup mutluluk dolu pozitif enerji gönderemediğimizin bir neticesidir!"

"Aslında tüm bunlar, yeryüzünde olan tüm kötülükler müslümanların yanlış ve şekilci ibadet telakkilerinin bir ürünüdür!"

Hurafeleri bahane ederek, şekilci müslümanları öne sürerek, bu türden bir dinî anlayışı ikame etmeye çalışanların asıl amacı uydurulmuş dinin kallavî dedelerinden olan Celaleddinî Rumî dinciliğinin teslimiyetçi söylemini günümüze taşıyıp müslümanları birer kuzuya döndürüp kurtlara teslim etmektir!..

Namaz, oruç, hac, zekat, ritüel, cehd, tesettür...  hepsi islamın içindedir ve farzdır!

Namazı biz kılarız;
Zira namaz beş vakit gözümüzü gönlümüzü aydınlatır, nurlandırır!.

Siz, Celaleddin misali enerjinizi dönerek üretip, ışıklanabilirsiniz!

Uydurmacıları, rüşvetçi cami müdavimi memuru, cimri ve vicdansız hacı dayıları, yanmaz kefene güvenip kul hakkı yemekten çekinmeyen tarikatçıyı, şeyhinden aldığı tevbeye bel bağlayanları, oruçlu ağzıyla komşunun kızının dedikodusunu yapan hacı teyzeyi, müslüman kafası keserken "Allah-u ekber!" diyen cahil "cihatcıyı" bahane ederek bizi dinimizin kurallarına, Allah'ın emirlerine kör bırakamazsınız!..


Ramazan Yaman